Ağalık Nedir Kimlere Ağa Denir?

Ağalık Nedir Kimlere Ağa Denir?

HODAKLIK

Babam bir gün keyifle girdi içeri, “Hazır ol dursun, seni Memet Ağaya hodak verdim!” dedi, “Üç beş gün içinde (saban) tarlaya çıkar, ekin başlar. Sen de o zaman işe başlarsın!” Anam karşı çıktı:

“Sen deli misin herif? Çocuğun çarığı çorabı yok, sırtında gömleği yok. Baharın çamurunda, yağmurunda dayanamaz!”

“Yemesi, içmesi, çarığı, çorabı bir Ağanın boynuna olacak! Ayrıca bir buçuk put (24 kg) arpa ununu ekim biter bitmez teslim edeceğine söz verdi.”

Anam burun kıvırdı:

“Dün yanaşmacı olan Memo ne zaman ağa oldu, söyler misin?”

“Kazanım odur bugün kaynasın! Adamın iki çift öküzü, dört ineği, bir çift atı var. Yetmez mi? Anamın bir türlü usu almıyordu ama daha ileri giderse, yumrukla susturulacağını biliyordu. Yine de sormadan edemedi:

“Biz tohum ekmeyecek miyiz? Bizim hodağımız kim olacak? “

Dursun Akçam’ın Eserinden birkaç paragrafın sunulduğu bu alıntıda bölgemizde ağalığın ne olduğunu dile getirmeye çalıştık!

***

Gelelim Meselemize;

Aslında Arya Haber üzerinde ‘beklide sahip olduğum ideolojik düşüncemden kaynaklı’ neye istinaden yayınlandığına bir anlam veremediğim XOÇVAN BEYLERİ başlığı ile yayınlanan bu yazı dizisinde gönül ister ki kısır çekişmelerin aksine yaşanmış olaylardan esinlenmiş samimi duyguların ifade edilmesiydi. Ancak görüyorum bir eleştiriden rahatsız olanlar topyekûn sülalemize kefen biçmeye kalkışmışlar…  Aslında pek şaşırmadık nede olsa torunları… 7 göbek sonrası da olsa aslına çekmişler!

Bu yazı dizisinin ilk bölümünü abartan Dağıstan KARAKOÇ’ un yorumu ileri aşamada bu tarihsel araştırmanın boyutunun nereye varacağının sanki işareti gibiydi…

Sayın Hocam Ergün Koç’un emekleri yadsınamaz bir gerçek ancak, kendisiyle yaptığım telefon görüşmemde mutabık kaldığımız üzere, bölgenin 100-150 yıl önceden başlayan ‘’Koşullanmış Refleksle’’ hareket edenler var olduğu sürece göz önünde bulundurulması gereken bazı detayların gün ışığına çıkmaması normaldir! Bazen insanların alışılagelen alışkanlıklardan soyutlanmaları zor olabiliyor. Üstü kapalıda olsa bir takım gerçekleri gündeme getirmek ne yazık ki kabul görmediğine ve aba altından sopa gösterme cüreti gösterildiğine şahit olmaktayız! Dile getirdiğim yorumu kavramakta güçlük çekenlerin saldırganlıklarına maruz kalmak benim için her ne kadar zor olsa da geçmişten geleceğe alışkanlık halini almış, kalıtsal bir hastalık olan bu ruh halini hoş görüyor, zaman içinde yok olacağına olan inancımı muhafaza etmek istiyorum! 

Ben o yorumumda bu kadar yıkıcı davrandığımı sanmıyor ve bu kadar acımasızlığı hak etmedim Beyler! Geçmişime ve geleceğime olan saldırıları dikkate alarak konuyu derinleştirmekten kaçınmama rağmen gelen agresif davranışları anlamakta güçlük çekmekteyim… Şimdilik elimde taslak bir çalışma olan olayları burada tüm çıplaklığı ile hemen yayınlamaya kalksam sanırım yer yerinden oynayacak ama ben bunu yapmayacağım.

Kendi hesaplarına göre iyi yönlerin ortaya çıkmasını, kötülüklerinin üzerinin kapatılmasını isteyen samimiyetten uzak bir toplumun şekillenmesinden yana olanlar bu topluma katabilecekleri hiçbir artı değerleri söz konusu olamaz. Nitekim daha öncede söylediğim gibi ulusal yönlerini ön planda tutmaya çalışır görünenlerin bireysel menfaatlerini koruma pahasına bir Kürt müziğine dahi tahammül edemediklerini yaşayarak öğrendik.

Yayınladığım ilk yorumda izah ettiğim üzere Feodal düzen içinde bir yanda Devletle diğer yanda İşgalci Ermeni çetelerle çıkarlarını muhafaza etmek uğruna halkın üzerinde etkin olan ağaları yalnız ben değil tarihsel çalışmaların içerisinde yoğrulan başka yazarlarca da dile getirilmiş olması göz ardı edilemez… Bu kaynakları yeri ve zamanı geldikçe teker teker açıklayacağım.

Yeteri kadar olgunlaşmamış toplumsal yapılanmaların tarihsel ve sosyolojik süreçlerine ilişkin değerlendirme yapmak, hem de açıktan açığa bir tartışma sürecini serbest bırakmak suretiyle yapmak, sanıldığı kadar kolay olmasa da elimdeki verileri açığa çıkarmanın zamanı gelmiştir aslında…

Ele aldığım yazı, olan tartışmalara şimdilik bir ön yazı mahiyetindedir. Bundan sonra ele alacağım konular, Şeyh Sait’in torunu olan ve o dönemde bölgede yaşanan haksızlıklara ve yüzsüzlüklere daha fazla dayanamayıp Erzurum’a göçmek zorunda kalan ‘Hasan Bey’den Başlayan anlatımlarım henüz hazırlık aşamasındadır.

Değerli dostum ‘Eğri otur doğru konuş’ diye bir söz vardır, ‘Benim ve senin dedelerimize takacağımız unvanın hiçbir anlamı olmaz’ diyorsun ama Dedenin ‘Ağa’lığını topluma dayatmak gibi bir çabayı da maşallah hiç elden bırakmadığını görüyorum!

Sana bir teklifim var! Madem öyle gel o zaman seninle bazı konularda mutabık kalalım derim!  O işgal altındaki topraklarda dedenin bireysel çıkarları uğruna devletle ve ermeni çetelerle olan işbirliğinin sonunda foyası ortaya çıkınca ne olduğunu kabul et… Bende buna karşılık bazı çapsızların iddia ettikleri gibi dedem Gaşte’nin korkaklığının, işbirlikçiliğinin yanı sıra onun oğlu ‘Şamil’in Ağa’ olmadığını, sıradan bir insan olduğunu kabul edeyim. Seninde dile getirdiğin gibi, ‘önemli olan nasıl olsa yöre insanının birbirine nasıl hitap ettiği gerçeği’ değimli? Ha senin deden ‘Ağa’ ha benim dedem Xulam veya tam tersi ne fark eder? Ancak hiç kimse kuşkuya kapılmasın yukarıda da izah ettiğim üzere şimdilik taslak halinde olan Şeyh Sait’in torununun konu edildiği yörede ağalığı dillere destan iddia edilen Ağaların bilinmeyen yönleri gün ışığına çıkması yakındır! Hani diyorsun ya ‘varsa geçmişimizle ilgili bilgileri toplumla paylaşacak bir pratik izlememiz gerektiğine inanıyorum.’ Diye! İşte tüm bunlar ortaya konacak ve toplum vicdanı sanırım o zaman rahata kavuşacak!

***

Gelelim ‘Ağa’lık meselesine!  

Sizce ağalığın kıstasları nedir bilemiyorum ancak bana göre ‘Ağa’lık; Türkiye’de, özellikle Osmanlı döneminde, toplumda ayrıcalıklı bir konumu ve otoritesi olan kişilere verilen unvan olarak biliyoruz.

Ağa sözcüğü başlangıçta askeri ve idari makam adlarıyla birleştirilerek yeniçeri ve sipahilerdeki belli rütbeleri (örn: Kapıkulu Ağası, Yeniçeri Ağası, Çarşı Ağası vb.), padişah ailesine mensup kimi kişileri ve padişahın haremini denetleyen görevlileri (örn: Harem Ağası, Kızlar Ağası, vb.) belirtmek için kullanılırdı. Sonra daha alt rütbelerdeki subaylara ve saygı belirtisi olarak aile reislerine, köy yöneticilerine, büyük toprak sahiplerine verilen bir ad olduğu’ şeklinde izah edilir.

Cumhuriyet döneminde resmi bir unvan olmaktan çıktıysa da halk arasında kullanılmaya devam etti.

‘Ağa’ Kelime anlamı olarak;

-Geniş toprakları olan, sözü geçen, varlıklı kimse.

-Büyük kardeş, ağabey,

-Okur-yazar olmayan yaşlı kimselerin adlarıyla birlikte kullanılan san.

-Baba, Kayınbaba, Kaynata.

-Şeyh. Seyit, peygamber sülâlesine mensup kimse.

-Dostum, arkadaşım anlamında seslenme ünlemi.

-Büyük konaklarda çalışan erkek görevlilerin başı.

-Yardım eden, cömert kimse gibi anlamlara da gelir.

‘Ağa’lık sistemi:

Orta çağdan kalma feodal sistemin, ülkemizde de sık karşılaşılan bir uzantısıdır ‘Ağa’lık. Toprak sahibi olmakla üzerinde yaşayan insan toplulukları üzerinde de hak sahibi olmayı, içerisinde yaşanan ülke demokratik bir yapıyla yönetilse bile sahip olunan toprak parçası üzerinde kurulan monarşik bir düzeni ifade eder. 21. yüzyılla birlikte ağalık sistemi yaygınlığını yitirse de varlığını halen sürdürmektedir.

Gerek bu tarihsel yaklaşımdan ve gerekse Sayın Koçun yaptığı araştırmalar neticesinde anlaşılacağı üzere geçmişte bölgede yaşanan ‘Ağa’lık sistemi esasen kaynağında despot bir yaklaşımın gizlendiği halk üzerindeki monarşik ve baskıcı yapılanmadan başka bir şey değildir. Cahil halklar arasında kaba kuvvetle kendiliğinden gelişen Ağalık sistemi daha sonraları devlet’in eliyle oralardaki idari yapılanmayı sözü geçer şahsiyetler olarak tabir edilen, esasen despot yaklaşımlarla fakir ve muhtaç halk üzerinde baskı kurmak suretiyle egemenliğini inşa edenleri işbaşına getirmesinden ibarettir. Bazılarının övünç kaynağı olarak göstermeye çalıştıkları sözü edilen Ağalar-Beylerden kastın gerçek manada algılanmaya başlandığı içinde olduğumuz yüzyılda tarihin karanlık sayfalarında yerini alamaya devam etmektedir.

***

Sayın Beyaz, ‘yörede gerçekten fakir fukaranın babası olarak gösterdiğin bir ağa olmadığını sen de en az benim kadar iyi biliyorsun.’ Demene karşın her ne hikmetse dedenin ‘Ağa’lığından taviz vermiyorsun! Aslında sende biliyorsun ki o dönemde feodal düzene yakışır ağalık sisteminin sömürü üzerine kurulu olduğunu ama Ağa olmadığını iddia ettiğin Şamil ailesinin fakir fukarayı koruduğunu da ikrar etmemektesin. Şimdi bu noktada sana sormam gerekiyor! Seninde ikrar ettiğin gibi Fakir fukarayı koruyup kollayan mı Ağa yoksa bireysel menfaatleri uğruna bir yandan devlete şirin görünmeye çalışırken diğer yandan o işgal topraklarındaki ermeni çetelere göz kırpmak suretiyle hem devlete ve hem de yöredeki halka ihanet içinde olan ağalar mı ‘Ağa’? 

İşin bir diğer komik yanı ‘Şamil’in cimriliğinden dem vurarak esasen Eşi’nin hayırseverliğini dile getirmen benim açımdan memnuniyet verici olsa da senin açından trajikomik bir durum ancak, her ne kadar kabul görmesek de Ataerkil toplumlarda kazançtan erkeğin söz sahibi olduğunu göz ardı etmektesin… Aslında bunu sende biliyorsun ancak hedef şaşırtmak pahasına ‘Şamil’i kasıtlı geri plana atmak suretiyle dedenin Ağalığına halel gelmemesi için olan çabanı çok iyi anlıyorum!

‘Gaşte Ağa’nın, dedemiz Beyaz Bey’in öldürülmesi olayında nasıl rol oynadığını da mutlaka büyüklerin sana anlatmıştır.’ Demen gerçekten çok gülünç ve bir o kadar seviyesizce… Böyle bir cümleyi sarf etmene anlam verebilmek gerçekten çok zor… Bu cümle, sizin  ‘Ağa’lık Etiketine ne kadar düşkün olduğunuzun göstergesidir. Senin ve özellikle diğer yorumcunun anlatım tarzınızla bu sülaleden öyle puşt bir Ağa çıkmamıştır. Böyle Arkadan vuran bir  ‘Ağa’ya ne geçmişim nede geleceğimde hiç heves eden olmamıştır, olmasına da imkân yaratılmamıştır. Gaşte Ağa senin gibilerinin haddini aşarak ifade ettiği gibi ne dedeniz kadar çıkarı uğruna ne devlete, nede işgal kuvvetlerine göz kırpacak kadar kalleş ve zulümkar olmamıştır.

Bana, ‘Varsa dedemin sizi inciten ve size uygulamış olduğu haksızlıklar, bunları toplumla paylaşabilirsin.’ Diyorsun ya… Merak etme dostum… Yukarıda da değindiğim üzere Olaylara ışık tutacak tüm verileri gün ışığına çıkarıp anlatmaya çalışacağım ama sizler kadar acımasız ve seviye sınırlarını aşarak değil… Kaldı ki hiç çekinmeden, arlanıp utanmadan bize mal ettiğin o iftira ve çamur bizim mayamızda yoktur buna emin ol… Bu iftira ve çamur kimlerin mayasında varsa ve kimlerden bu iftira ve çamurları icazetle dinleyip aktardınsa ayrıca onları da Allah’a havale ederken ‘korkunun ecele faydasının olmadığını’ hatırlatarak  ‘Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın’ diyorum.

Yukarıdan beri anlattıklarımı doğrular mahiyette senden ikinci bir cevap beklemiyordum doğrusu ancak, yapmış olduğun ‘’İlyas Bey’e Cevap’’ Başlıklı yorumunda; ‘Beyler, Ağalar, Şeyhlerden’ bahisle,  ‘’Yapmış olduğu mücadele tarzını beğenirsin bezenmezsin ama o günün koşulları öyleydi.’’ Deyip dedenin devlete ve işgal kuvvetlerine karşı çıkarı uğruna işbirlikçiliğini nede güzel onaylamışsın şaşırdım doğrusu fakat, ikinci kez kurduğun cümlede bir çelişki söz konusu ki ‘’biz kırkımızda bir birimiz tanırız.’’ Deyip de tekrar, ‘’Ergün Hoca bir yazı dizisi yazmış… Eksikleri olabilir. Tarihçide olmayabilir ama tarihi bir gerçek var. Dedem Beyaz Bey Gölgeli de dönemin işbirlikçilerinin yardımıyla ermeni çetelerine pusu kurularak kendisi ve ayni zamanda Gölgeli köyünün yeğeni olan amcasının oğlu FİKRİ beyle birlikte öldürülüyor. Bunu yöre Halkı da bilir ve aynı zamanda devlet arşivlerinde de kayıtlıdır.’’ Diyorsun… Böyle bir iddian varsa bu arşivleri gün yüzüne çıkarmanı bekliyorum.

http://www.ardahangundem.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: